11 Aralık 2013 Çarşamba



YİNE YENİDEN KIŞ...




Beyaz örtü tüm yurdu kaplamışken yapılacak en güzel şey, pijama ve terliklerle cam kenarına oturup kitap okumaktır benim için. Yanında birde bol tarçınlı  ve zencefilli sahlep ile kurabiyelerim varsa hayat daha da güzeldir…




Herkes korktuğu bir şeyden kaçıyor hayatı boyunca...
Kimi tutuklu kalacağı bir aşk'tan, kimi ayrılmaktan, kimi doğduğu yerden, kimi yalnızlıktan...
Kimse ''bir hikaye yarım kalırsa ne olur'' diye merak etmiyor...
Kimse birini yarı yolda bırakana, yarım bırakana dönüp bir şey söylemiyor...
Çünkü herkesin ardında bıraktığı bir suç var mutlaka... 
Birbirine değmeden koşanları izlerken ''gitmek herkesin hakkı da, giden herkes haklımı'' diye soruyorum.
Alışmak için uzaklara gidip bir daha geri dönmeyecek bütün kuşları besliyorum…
                                                                                            (Emre Kalcı-Yarım)


30 Ekim 2013 Çarşamba


ZEYTİN

Yerleşik kültürün, barışın ve bereketin simgesi olmuş zeytin bu günlerde benim mutfağımda misafir... Kendileri salamura olmak için işlendi ve şu sıralar acı suyunu bırakması için bir kaç günlük istirahate çekildi... Acı suyunu tamamen bırakıp salamura haline geldiğinde,kendine çeki düzen verip yeniden poz verecekmiş ;)



28 Ekim 2013 Pazartesi

BU BALON BAŞKA BALON :)






Acil servise, kapı arasına parmağını sıkıştırmış ve korkudan hıçkıra hıçkıra ağlayan bir ufaklık gelirde hemşire duyarsız kalır mı ? Kalmaz elbette. Yaratıcı düşünce ve el becerisi devreye girerek holistik yaklaşımı bizzat uygulamalı olarak gösteririr :)  Eldivenden yapılan balona, kağıt havludan yapılan fiyonk iliştirilir,yüzü gözü çizilir, çilleri itina ile yapılır ve yüzüne de kocaman bir gülümseme eklenerek süslü balon tamamlanmış olur... Sonuç olarak ağlayarak kapıdan giren çocuk fiziksel ve ruhsal anlamda yaraları sarılarak taburcu edilir :)  Tasarım Duygu hemşireden,rujları da benden :))

16 Ekim 2013 Çarşamba







BAYRAM...


Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle...

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.

"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!
(CAN YÜCEL)

26 Eylül 2013 Perşembe










Ne mutlu çocuklardık...
Bir simidi paylaşır, bir sevdaya susardık...
Yürekliydik, samimiydik,
Çığlık çığlığa ağlar;
Dünyaya masum bakardık.
Sonra...
Gündönümünde bir an baktık...
Azalmışız.. 
Satılmışız.. 
Yokmuşuz..

Murathan Mungan
(Fotoğraf: Prof. Dr.Turgut Aygün)


11 Eylül 2013 Çarşamba


BİRİ BALIK MI DEDİ?

Sonbahar,av yasağının kalkması ve mutfak aşkı gibi nedenler bir araya gelirse sonuç şekildeki gibi oluyor. Fırından yeni çıkmış dumanı üstünde balıklar :)  




29 Ağustos 2013 Perşembe



...


 Bildiğin sokaklarda kaybolmak gibidir bazen hayat…
Ayakların adımlamak isterken yolları, yüreğin ve ruhun çoktan el ele verip koşmaya başlamıştır bile soluk soluğa…  Sonrası mı? ...  Yakala yakalayabilirsen.


20 Ağustos 2013 Salı

GEZMECE


          Son iki haftadır İstanbul dışında olduğum için ihmal ettim buraları ama telafisi olacak emin olun :) ...  Bu zaman zarfında ne mi yaptım? Dere tepe demeden tırmanıp, şelalelerin soğuk sularına bıraktım kendimi. Aynı gün içinde bir çok yeri gezip, gurme edasıyla en ünlü lezzetleri yerinde tattım... Malum,yaz tatili bitiyor ve yoğun günler bekliyor yine beni... Onun için bol bol dinlenip, enerji ve birazcıkta kalori depoladım.
          Sonbaharın kapıya dayandığı şu günleri iyi değerlendirmek istiyorum, zira kış mevsimi ile hiç anlaşamıyoruz. Doğa yeşillerini çıkarıp, sarılarını kahverengilerini giymeden azıcık daha içli dışlı olmalıyım onunla...  



4 Ağustos 2013 Pazar


  UNUTMAK HERŞEYİ ...        

            Pamuk gibi beyaz saçlarının altından bakan bir çift mavi gözle uzun uzun süzüyor önce, sonra ''ah efendim bu ne kadar şık bir kıyafet, ne kadar yakışmış size '' diye iltifat ediyor beyaz formama. ''Teşekkür ederim,sizinde kıyafetiniz çok şıkmış'' diyorum.'' Öyle değil mi? Yaaaa hep böyleyimdir... Efendim ben emekli edebiyat öğretmeniyim. Çok severdi öğrencilerim beni. Hiç kızmadım onlara... Onlarda hep sevdi beni'' diyerek devam ediyor sözlerine... ''Peki siz sigara içermisiniz? ''diye soruyor... ''Hayır kullanmıyorum'' diyorum...  ''Ah ne güzel... ''Siz içermisiniz peki? '' diye sorunca, ''Hayııırr... Amcanda kullanıyordu evlenmeden önce ama şart koştum, ya o ben dedim, o da senden kıymetlimi, bıraktım gitti dedi o gün bugündür tek bir sigara içmedi... Çok iyidir o çok, daha bir gün kırmadı beni ama bende onu incitmedim hiç. Tabiatım böyle efendim, kızamam kimseye, sesimi yükseltemem, daha bir kişiye bile kırmak maksatlı kötü bişey söylemedim. Ne fena değil mi kötü söz?... Kızımı da öyle büyüttüm, hiç kızmadım ona. Hatta torunumu da öyle büyüttüm. Kızım çok iyi bir iş kadını oldu... Torunumda  çok tatlı bir kız, üniversite okuyor şimdi. Ah bir görseniz. Çok sever beni çoook...
           Sonra bakışları anlamsızlaşıyor yorgun yüzünde ve sanki az önce aramızda geçen sohbet hiç olmamış gibi; ''Emekli edebiyat öğretmeniyim ben,öğrencilerim beni çok severdi '' diyerek bütün konuşmayı başa alıyor... ''Çok kötüsün Alzheimer'' diyorum içimden ve daha bir kaç dakika önce yanıtladığım soruları tekrar yanıtlamaya başlıyorum...
          Neyse ki güzel anıları,sevdiği bir eşi ve ailesi var diyorum... En azından tekrar tekrar düşündüğü yada nadiren hatırladığı anıları, üzücü hatıralarla dolu değil diyerek teselli veriyorum kendime, alzheimer 'a yenik düşmüş mavi gözlü edebiyat öğretmenine bakarken...
         Bize neler getireceğini bilmediğimiz yaşamımızda  birbirinden güzel hatıralarımız ve sağlıklı günlerimiz olsun demek kalıyor geriye... Birde güzel anılara eşlik etmek...


31 Temmuz 2013 Çarşamba

 PROFESÖR DİYOR Kİ ;


    Her türlü ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucunuzu sıkmadan gevşekçe tutarsanız, kum taneleri kaymaz,durur. Avucunuzu kapatıp sıkmaya başlarsanız, kum taneleri parmaklarınızın arasından akmaya başlar.
    İlişkilerde böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyorsa ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz... Bir süre sonra bir eli tutmakla bir ruhu anlamak arasındaki farkı öğrenirsin.
    Ve aşkın yaslanmak, birlikte olmanın da güvende olmak anlamına gelmediğini öğrenirsin. Öpücüklerin sözleşme,hediyelerinde vaat olmadığını anlarsın.
    Ve yenilgileri başın dik, gözlerin açık karşılamaya başlarsın... Bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zarafeti ile.
    Ve her şeyi bu günü düşünerek yapmayı da öğrenirsin. Çünkü yarın belirsizdir.

    ''Bu yüzden başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden, kendi bahçeni kendin oluştur ve kendi ruhunu kendin besle. ''

(K. JAMISON)



28 Temmuz 2013 Pazar


HER ŞEY VİRGÜLÜ KAYBETMEKLE BAŞLADI


    İnsan bir gün VİRGÜLÜ kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti.
   Başka bir gün ise ÜNLEM işaretini kaybetti. Alçak bir sesle,ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.Artık ne bir şeye kızıyor,ne de bir şeye seviniyordu. Üstelik hiçbir şey onda en küçük bir heyecan bile uyandırmıyordu.
   Bir süre sonra insanoğlu, SORU işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne evren, ne dünya nede kendisi umurundaydı.
   Birkaç yıl sonra, İKİ NOKTA ÜST ÜSTE işaretini de kaybetti. Bu yüzden davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
   Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız TIRNAK işareti kalmıştı. Artık, kendine özgü bir tek düşüncesi bile yoktu,yalnızca başkalarının düşüncelerini aktarıyordu.
   Son noktaya geldiğinde, düşünmeyi okumayı unutmuş durumdaydı.
                                                                                  (A.Kanevsky-Düşünce Atlası)

 Hayatta noktalama işaretlerinizi kaybetmemeniz dileğiyle ;)



27 Temmuz 2013 Cumartesi

Organik Günler...




      ''Şehir hayatının verdiği yorgunluğu ve monotonluğu azda olsa üstümden atmalıyım'' diyorsanız,yeşilin büyüsüne bırakmalısınız kendinizi. Çıplak ayakla toprağa basmalı, hoşgeldin dercesine sizi karşılayan ağaçlarla, bitkilerle sebze ve meyvelerle tüm içtenliğinizle tokalaşmalı, hoşbulduk diyerek karşılık vermelisiniz bu içten ve cömert karşılamaya.
   
     Sadece tavsiyede bulunmak yetmez değil mi? Bende yetinmedim ve kucaklaştım doğa anayla. İkramlarını büyük bir minnettarlıkla kabul ederek,ellerimle topladım tazecik,yemyeşil sebzeleri. Hepsi güzelde; çiçeği burnunda salatalıkları, tazecik kabakları, salkım salkım toplanmayı bekleyen fasulyeleri, mis kokulu sebze ve meyveleri gördükten sonra insan ister istemez soruyor kendine bunlar sebze ise yediklerimiz ne peki?




Buralarda yeniyim :)

Bende blog açayım mı? Yok yok açmayım?  Açsam ne kaybedirim ki? soruları içinde kaybolmuşken bir anda kendimi blog açarken buldum... İyi mi yaptım yoksa kötü mü zamanla yaşayıp göreceğiz  hep birlikte... Hiç yoktan dijital ortamda bir günlüğüm olur değil mi arkadaşlar?  Eee  o zaman hepimize hayırlı olsun :)